Babilanka 3 Ayda İngilizce Kursu Deneyimlerim - Mustafa Erdoğan Kimdir?

Babilanka 3 Ayda İngilizce Kursu - Mustafa Erdoğan

Babilanka ingilizce kursunun ilk iki ayını bitirdiğimde, dinlenme haftasına ulaşıp deneyimlerimi gözden geçirirken bu süreci blogumda paylaşmaya karar verdim.

Şu anda kursun üç ayını tamamlamış bulunuyorum. Tamamen şahsi gözlemlerimden bahsederek, Babilanka 3 Ayda İngilizce Kursu bana tam olarak ne kattı, birlikte inceleyelim istiyorum.

Adım adım başlayalım...

Babilanka 3 Ayda İngilizce Kursu ile ilk karşılaştığım gün

İngilizce anlamayı ve konuşmayı o kadar çok istiyordum ki 2019'un Aralık ayında, yaşadığım şehirde "bilindik" bir ingilizce kursuna kayıt olmuştum sonunda. Bir yandan da kursla yetinmeyip, Duolingo gibi çok bilinen programlar ve telefon uygulamaları ile kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Ayrıca instagram'da ve YouTube'da en az bir iki tane yabancı öğretmen ve bir iki tane de Türk öğretmen takip ediyordum. Ve bir gün instagramda takılırken -sponsorlu- bir gönderi çıktı karşıma... 2020'nin Mart ayı olduğunu çok net hatırlıyorum. Çünkü Mustafa Bey'in instagram hesabını (@turkishpolyglot - Turkish Polyglot) hemen incelemiş ve ekran görüntüleri almıştım. Ama bir yandan aklıma birçok soru da takılmıştı... Polyglot ne demek? Mustafa Erdoğan kim? Babilanka ne anlama geliyor? 3 Ayda İngilizce öğrenmek mümkün mü? gibi sorulardı bunlar.

Araştırmaya koyuldum... Mustafa Erdooğan'ın sadece instagram hesabını "stalkladığımda(!)" dahi işinin ehli birine denk geldiğimi hissettim. Henüz emin olamamıştım ama çizmiş olduğu portre beni etkilemişti.

Fakat yine de bir süre daha araştırmak istedim ve instagramda güncel kalıp kalmadığını görmek istedim. Bu sayede Mustafa Bey'in paylaşımlarını aylarca takip etmiş bulundum.

Polyglot ne demek? - Mustafa Erdoğan kim?

Polyglot en az 5 dil bilen insnaları tanımlamak için kullanılan bir kelimeymiş. Türkçe'ye "çok dilli" diye çevirenler de var. Peki Mustafa Erdoğan kim? Onu da aşağıdaki video ile tanıyalım. Video'yu Türkçe altyazılı izleyebilirsiniz.


Mustafa Erdoğan, farklı seviyelerde 7 farklı yabancı dil biliyor. İngilizce, İspanyolca ve Fransızca dillerini ileri seviyede konuşabiliyorken, Portekizce, Almanca ve Arapça dillerini orta seviyede, Japonca'yı ise başlangıç seviyesinde konuşabiliyor. Anadili olan Türkçe'yi de katarsak toplamda 8 dil biliyor.

Bu videoyu ilk izlediğimde gerçekten çok şaşırdım. Tahmin edersiniz önyargıyla yaklaştım ve "adam muhtemelen çocukluğundan beri dil öğrenme üzerine kendini geliştirmiştir..." diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım.

İnanamadım ama Mustafa Bey bu 7 yabancı dilin en az 6'sını 2011 ile 2018 arasında konuşabilecek seviyede öğrenmiş desem yanlış söylemiş olmam sanırım.

Mustafa Bey'in de videonun sonunda belirttiği gibi, Babilanka web sitesine gittim. Kendisinin deyimiyle çok sayıda dil bilenlerin öğrenme metoduyla hazırlanmış olan 3 Ayda İngilizce Kursunu inceledim. Öğrendim ki, Boğaziçi mezunuymuş ve hazırlık eğitimine rağmen ingilizceyi akıcı konuşamamaktan yakınmış. Sonra, tanıştığı -15 dil bilen- bir profesörden, çok sayıda dil konuşan yüzlerce kişi olduğunu öğrendiğinde 5 yıl boyunca çok dil bilen insanları araştırmış ve metotlarını uygulamış...

İncelemeye devam ettim. "Biraz daha araştırmalıyım..." dedim. Gerçekten emin olmak istiyordum, 3 ayda ingilizceyi öğrenmek mümkün olabilir miydi?

Araştırmalarım sonucunda kursu almaya karar verdim

Evet, öncelikle belirtilen süre -3 ay- çok kısa bir süre gibi göründü bana. Çünkü klasik kurs yöntemlerinin her bir kuru (örneğin sadece A1 seviyesi) bile en az 2 ay sürüyor. Bir türlü anlam veremedim. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi, ben zaten bilindik bir kurs merkezinden 10 aylık bir kurs satın almıştım. Babilanka'nın 3 aylık bir kurs olmasını aklım almıyordu.

-Sponsorlu- instagram gönderisini gördüğüm o ilk günden yaklaşık yedi ay sonra, her şeye rağmen kursu satın almaya şöyle karar verdim;

@turkishpolyglot instagram hesabına bakarsanız gözünüze çarpan en önemli şey dil öğrenmek konusunda Mustafa Bey'in kendi analizlerini ve yöntemlerini en anlaşılır haliyle sunulduğunu, profilinde bolca hap gibi paylaşımların bulunduğunu göreceksiniz. İşte benim kursu satın almama vesile olan şeylerden biri bu oldu.

İkinci olarak ise Babilanka web sitesinde yazan şeyler oldu. Bunlardan en önemlisi de geleneksel kurslar "ingilizceyi öğretmek" isterken Babilanka'nın "elini kirletmek istemeyenleri" ve "hocam sen bana öğret ben dinlerim" diyenleri kibarca reddetmesiydi. Yani elini kirletmek istemeyenlere, -kendi tabirimle yazıyorum- siz bu gidişle ingilizceyi zor öğrenirsiniz demeye getiriyordu... Bunun nedenini de aslında Babilanka eğitimi Neden İngilizce Konuşamıyoruz? sorusunun cevabında şu şekilde açıklıyordu;
Neden İngilizce konuşamıyoruz?
(...)
Konuşamıyoruz çünkü bir dili konuşmak matematik formülü gibi öğrenilebilecek bir bilgi değil, bir beceridir.   
Bir beceri olduğu için de tıpkı spor yapmak, gitar çalmak, tenis oynamak gibi öğrencinin aktif rol oynadığı çalışmalarla geliştirilebilir. Ben bu çalışmalara “Dil Antrenmanları” diyorum. Çok sayıda dil bilenler bu çalışmalar sayesinde hızlı bir şekilde dilleri öğreniyorlar.

Ben de bu örneklere katılıyorum. Çünkü 7 yıldır gitar çalan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, ben her ne kadar bir şarkının notalarını biliyor olursam olayım, o gitarı elime alıp o şarkıyı çalmadığım sürece, her ince detayında notaların nasıl sıralanmış olduğunu kendimce gözlemlemediğim sürece hiçbir zaman o şarkıyı tam olarak öğrenmiş olmuyorum. Ya da diğer bir tabirle gitarımı net bir şekilde konuşturamıyorum.

Bu söylediklerimi ingilizceye uyarlarsak; ben ne kadar gramer kurallarını biliyor ya da öğreniyor olsam da dilin içine girip, dili kendimce analiz etmeden, bir şarkı gibi çalıp söylemeden o dili tam olarak öğrenemezdim.

Şahsen bu farkındalıkla düşününce Mustafa Bey'in ne demek istediğini anladığımı düşündüm. Elbette yukarıda anlattıklarım dışında birçok şey daha fark ettim ama en önemlileri bunlardı.

Kursu satın aldım.

Kursun içeriğinde nelerle karşılaştım?

Hiç beklemiyordum... Hani her yerde dolaşan şu tabir vardır ya, "bir dili konuşmak için en az o dilde 1.000 kelime bilmek gerek(!)" derler. Eminim bu söylemle karşılaşmışsınızdır.

Benim beklemediğim şey şuydu ki; Babilanka kursunun ikinci ayının sonunda, kelimeleri geçtim, yaklaşık 1.000 civarında cümle incelemişim. Hem de günde sadece 1 - 2 saat ayırarak. Peki ama nasıl?

Kursun ikinci haftasından itibaren olan süreç şu şekilde ilerliyor;

Pazartesi ve Çarşamba günleri ilk dersimiz Çözümleme Videoları oluyor. Bu videolarda Mustafa Bey birbiriyle bağlantı kurması kolay olan cümleleri bize göstererek, bu cümleleri nasıl analiz etmemiz gerektiğini anlatıyor.

Daha sonra Gölgeleme Antrenmanı bölümüne geçiyoruz ve -anadili ingilizce olduğunu düşündüğüm- bir kişinin sesini dinleyerek, kişinin sesini gerçek anlamıyla gölgeliyoruz. Neredeyse ses kaydıyla aynı anda cümleleri tekrar etmemiz bekleniyor.

Ama asıl bu cümlelerin hafızamıza yerleşmesini sağlayan antrenman ise, Mustafa Bey'in deyimiyle cümleleri İngilizce'nin kendine özgü düşünme sistemini içselleştirebilmemize vesile olan şey Bireysel Çözümleme antrenmanlarıyla oluyordu. Bu bölümde ortalama her gün 12-13 cümleyi tıpkı Çözümleme Videolarında öğrendiğimiz gibi her bir cümleyi teker teker bizzat bizim incelememiz bekleniyor.

Ardından Dinleme Antrenmanı geliyor. Bu kısım sanırım her günün en basit antrenmanı. Sadece pür dikkat dinlemeniz ve anlamadığınız yerleri geriye dönüp incelemeniz isteniyor. Sanırım ben kurs boyunca sadece bir ya da iki kere dinleme bölümünde durakladım. Fark ettiğim şey şu oldu; eğerki gölgeleme ve bireysel çözümleme bölümleri üzerinde yeterince durursam dinleme bölümünde söylenenleri rahatça anlıyordum. (Ki zaten aynı cümleleri dinliyorsunuz.)

Ve sonraki bölümde ise Aktivasyon Anrenmanı var. Burada da sözlüksüz, kopyasız öğrendiğimiz cümlelerin türkçelerine bakarak ingilizceye çevirmemiz bekleniyor. Yine benzer bir olay burada da söz konusu; önceki antrenmanlara yeterince odaklanarak yaptıysanız bu çevirileri rahatça yapabiliyorsunuz. Hatta bu antrenmanı sizden 10-15 dakika içerisinde bitirmeniz bekleniyor ama ben genelde en fazla 5-6 dakikada bitiriyordum.

Ve ardından Aktivasyon Antrenmanı - 2 var. Bu antrenman da kurs boyunca birkaç gün hariç her gün var diyebilirim. Burda da hem yeni cümleler var hem de bazen bir önceki haftalarla ilgili cümleleri veya o hafta öğrendiğimiz cümleleri tekrar ediyoruz. Bir önceki aktivasyon antrenmanından farkı şu; bu antrenmanı bilgisayar üzerinden yaptığımız için çevirilerimizi kelimesi kelimesine doğru yapmamız sağlanıyor.

Unutulmaması gereken bir şey var ki aslında bize verilen cümlelerle öğretilmek istenen şey belli başlı kalıplar elbette. Belli başlı kalıplardan kastımız da günlük konuşmalarda kullandığımız "ondan sonra...", "mesela...", "bu arada..." gibi kalıpların cümle içinde kullanılması ki kursun amacı da zaten "fil, ananas, pergel, cetvel" gibi Türkçe'de bile sıkça kullanmadığımız kelimeler yerine günlük dilde sıkça kullanılması gereken kelimelere ve kalıplara aşinalık kazanmanızı sağlamak.

Ve son olarak söylemem gereken şey, ikinci haftadan itibaren her Salı günü çeşitli ödevlerimiz oluyordu. Bunlardan bazıları şöyle; ilgili konu hakkında konuştuğumuz bir video kaydı almak, ilgili konu hakkında cümleler yazmak, verilen resimleri betimlemek gibi ödevlerden bahsediyoruz.

Kurs boyunca toplamda 8 kere yukarıda saydığım türlerin birleşimi şeklinde ödevler verildi. Ödevlerimizi en geç 1 hafta içinde Mail ve Google Drive yoluyla göndermemiz bekleniyordu. Ödevlerin içeriği de öğrendiğimiz içeriklerden oluşuyordu. Ödevlerin kontrolü de en geç bir sonraki hafta analiz edilip bize mail olarak iletiliyordu.

Kurs boyunca sadece kursa odaklanmadım

Evet, yukarıda saydığım şeyleri günde 1 - 2 saat ayırarak yapabiliyorsunuz. Ama ben hiçbir zaman sadece kursa odaklanmadığımı, bunun yanında YouTube üzerinden bazen kısa film kesitleri bazen vloglar bazen de ingilizce öğretmenlerin anlatımıyla ingilizce dersleri izleyerek sürekli kulağımı da ingilizce ile beslemeye devam ettim. Bunun yanında ingilizce şarkılar dinlemeyi ve az da olsa ingilizce kitap okumalarını da sayabilirim. Hatta ingilizce blog yazmaya çalıştığım zamanlar da oldu ve iki yazımı bu blogda yayınladım.

Bunca şeyin ardından kısaca şunu belirtmek isterim; Babilanka kursu sayesinde bence öğrendiğim en öenmli şey, "sistemli bir metod uygulanarak nasıl yabancı bir dil öğrenilir?" sorusunun cevabını dinleyerek veya izleyerek değil, deneyimleyerek öğrenmem oldu.

Buraya kadar yazdığım her şey çoğunlukla kursun ilk 2 ayıyla ilgili düşüncelerimdi. Şimdi son 1 ayla ilgili düşüncelerimi okuyacaksınız.

Üçüncü ay - Son 1 aylık dönem

Kursun son 1 aylık döneminde tamamamen ingilizceyi hayatımıza nasıl adapte edeceğimize odaklanıyoruz diyebilirim.

İngilizce okumalar yaptığımızda nasıl daha kolay anlarız, dizi ve filmleri izlerken nasıl izlemeliyiz gibi bir çok motive edici ve somut önerilerde bulunmanın yanı sıra konuşmaya nasıl başlayacağımızı, ilk başta yavaş işleyen sürecin nasıl hızlanacağı gibi problemleri de Mustafa Bey yazdığı yazılarla açıklamış. 

Ayrıca bundan sonrası için, önermiş olduğu kaynakları da kullanarak kendi planımızı yapmamızı önermiş. Aslında yine öğrenmemizin ve ingilizce konuşma sürecimizin tamamıyla bizim elimizde olduğunu bu sayede tekrar vurgulamış diyebiliriz.

Elbette nasıl ve nerede, hangi platformlarda konuşma pratiği yapabileceğimizide önermiş. Anadili ingilizce olan insanlarla iletişim kurabileceğimiz paralı parasız platformları sanırım çoğumuz biliyordur zaten.

Umarım unuttuğum bir şey olmamıştır ama kursu genel çerçevede bu şekilde tamamlamış olduğumu söyleyebilirim.

Kurs bitince yollar ayrılıyor mu?

Bildiğim kadarıyla kursa ömür boyu erişim hakkımız var. Yani kurs bitse de erişimimiz kesilmiyor.

Babilanka'nın geleneksel kurslardan farkı neydi?

Yukarıda da değindiğim gibi geleneksel kurs yöntemini de tatmış biri olarak şunu söyleyebilirim; bence sadece konuşmak ve iletişim kurmak isteyen insanın basit seviye hariç, üst düzey gramere ihtiyacı yok. Altını çizerek tekrar etmek istiyorum, amacınız sadece konuşabilmek, iletişim kurabilmekse gramer öğrenmek size sürekli zaman kaybı görünecek. Ama şunu da söylememe izin verin, öğrendiğiniz dilde konuşmanızı daha spesifik konulara yöneltebilmek için ister istemez gramere kendi isteğinizle yöneliyorsunuz ve o zor gelen grameri artık anlamanız kolaylaşıyor. Çünkü artık öğrendiğiniz dilin mantığını bir kere kavramış oluyorsunuz.

Babilanka kurs süreci de bence tam olarak bunu sağlamaya çalışıyor.

Babilanka sorularım olduğunda nasıl yanıt verdi?

Ne zaman sorum olursa Mustafa Bey'in mail adresine yazdım ve en geç ertesi günü yanıt aldım diyebilirim. Hatta bir kaç mailime 1 saat içinde cevap vermişliği vardı. Bu yönden sorularım havada kalmıyordu ve cevap bulabiliyordum.

Başladığımda ne seviyedeydim, şimdi ne seviyedeyim, gelecekte ne seviyede olacağım?

Şahsi düşüncem dil öğrenmenin bir süreç olduğu yönünde. Yani, "ben X dilini öğrendim ve bitti" diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Örneğin ben hala daha, anadilim olmasına rağmen Türkçe öğreniyorum. Bazen Türkçe bir TedX videosu izlerken veya kitap okurken fark etmiyor, illaki yeni kelimeler öğreniyorum. Ya da daha spesifik alanlarda konuşmak istediğimde o alana özgü bilmediğim yeni kelimeleri öğreniyorum, bazen de yeni kısaltmalar duyuyor onları öğreniyorum.

İngilizce de benim için aynı. Bu yüzden sadece geçmiş ve şimdiyi karşılaştırmaktansa öncelikle gelecekte ne yapacağımı söylemiş olmak istedim. Öğrenmeye devam edeceğim.

Kursa başladığımda ingilizcem nasıldı?
Babilanka kursuna başladığımda haliahazırda 7 aydır geleneksel bir kursa gidiyor olmama rağmen, Babilanka'ya gönderdiğim ilk ödevim bence fazla özgüvensiz, sürekli türkçe düşünerek ingilizce konuşmaya çalışan ve sürekli şu an doğru şekilde mi konuşuyorum gibi düşüncelere kapılan biriydim.

Şu anda (Ocak-2021) ingilizcem nasıl?
Şunu rahatça söyleyebilirim ki hata yapmaya devam etsem de, bazen kelimelerin nasıl telaffuz edildiğini unutsam da ya da direkt kelimenin kendisini de unutsam en azından artık 3 ay öncesine oranla kendimi daha rahat ifade edebildiğimi, karşımda konuşanları daha rahat anladığımı ve kendime daha çok güvendiğimi söyleyebilirim.

Şimdilerde kendimi bir nevi test etmek için, çok bilinen HelloTalk, Tandem gibi telefon uygulamalarıyla veya dünyanın dört bir tarafından ingilizce konuşmak isteyenlerin buluştuğu free4talk ya da ingilizce Discord sunucuları gibi yerlerde birileriyle konuşurak bir yandan öğrenmeye devam ederken bir yandan da öğrendiklerimi unutmamak için pratik yapmış oluyorum.

Babilanka ingilizce kursu hakkında bana sormak istediğiniz soruları aşağıdaki yorum kutusundan sorabilirsiniz. Kurs hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek istiyorsanız Babilanka resmi internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Not: Bu paylaşım sponsorlu bir içerik değildir. Tamamen kendi tecrübe ve deneyimlerime istinaden kaleme aldığım bir yazıdır. Diğer bir değişle, farklı tatil yörelerini ziyaret etmiş ve beğendiği yöreyi anlatmak istemiş biriyim. Bence hiçbir kurs veya yöntem bize tam olarak ingilizceyi öğretemez. Bu yüzden hangi tatil yöresine giderseniz gidin beklentinizi yüksek tutmamanızı önermem. Bence önemli olan ingilizce öğrenmek için harcadığımız emektir... O emek ne kadar çoksa ve o emek ne kadar sistemli ve sürdürülebilirse o kadar çok ingilizce öğrenmiş oluruz.

Yorumlar

  1. Sıfırdan İngilizce öğrenmek isteyen biri bu kursu almalı mıdır ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yazımda da belirttiğim gibi ben sıfırdan başlamamıştım Babilanka kursunu aldığımda. Bu yüzden bu sorunuzu kurs sahibine (Mustafa Erdoğan) sormanız veya bulabilirseniz bu kursa sıfır ingilizceyle başlayanlara sormanız daha iyi bir cevap almanızı sağlayabilir. Fakat bence kursu alıp deneyebilirsiniz, kendiniz tecrübe etmiş olursunuz. Bildiğim kadarıyla kurs hala para iade garantili ama siz yine de kesin bilgi için Mustafa Bey'e de sorun.

      Sil

Yorum Gönderme

Dikkat! Konu ile ilgili özgürce yorumunuzu yazabilirsiniz fakat lütfen yazacağınız yorum konu ile alakalı, hakaret içermeyen ve düzgün bir Türkçe ile yazılmış olsun. Aksi takdirde yorumunuz "spam" olarak kabul edilecektir. İlginiz için teşekkür ederim.