Bencilliğe Övgü

bencil


Bencil kelimesi genel anlamıyla olumsuz bir düşünce yaratır aklımızda. Örneğin, "bencil bir insan" dediğimizde genellikle diğer insanları düşünmeden kendi çıkarına işler yapan bir insan figürü gelir aklımıza ve bencilliğin tanımına baktığımız zaman da buna benzer bir tanımla karşılaşırız.

Fakat bencilliği biraz daha derinden incelediğimizde, aslında bu kelimenin kafamızda o kadar da negatif bir düşünce yaratmaması gerektiğini anlamaya başlarız. Çünkü "bencilliği" anlamaya başladığımızda en iyi bencilin ta kendisi olduğumuzun farkına varırız.

Aslında hepimiz öncelikle kendini düşünen varlıklarız, başkasını düşünüyormuşuz gibi hissetsek bile!

Bir örnek ile ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım.

Misal yolda yürürken bir dilenci gördünüz ve o dilencinin orada dilenmesine gönlünüz el vermedi, bu yüzden önündeki kaseye bir miktar para bıraktınız. 

Bu durumda sizce bencillik etmiş olur musunuz?

Eğer ki bencilliği genel anlamıyla düşünürseniz, asıl o dilenciye yardım etmeyen kişinin bencil olduğu sonucuna varmanız muhtemeldir. Örneğin kişi cimridir ve parasının bu şekilde eksilmesini istemiyordur ve bu anlamda bencilce(?) davranmış oluyordur. Olabilir… Fakat ben bu paragrafa az sonra tekrar değineceğim.

Bu sorunun diğer bir cevabına gelirsek, bence bu durumda parayı verdiğinizde bencillik etmiş olursunuz. Çünkü aslında siz o dilenciyi tekrar gördüğünüzde vicdan azabı yaşamamak için, yani kendinizi kötü hissetmemeniz için, tamamen bencilliğinizden dolayı gidip o kaseye para bırakırsınız. Altını çizmek istiyorum, kendinizi kötü hissetmeyin diye.

Ve aslında siz bir dilenciye para vererek iyilik ettiğinizi sanırken aslında uzun vadede dilenciye kötülük etmiş olduğunuzun da farkına varmazsınız. Şöyle ki, siz dilenciye para verdiğinizde dilenci bu dilenme olayını bir iş olarak benimsemeye başlar ve uzun vadede bu işten para kazanmaya odaklanır. Fakat bu işten para kazanamayacağını anlayan dilenciler ise gerçekten bir iş bulup üretim için, çarkların dönmesi için çalışmaya başlarlar.

Ya da biz o dilenen kişileri görüp onlara nakit para ile kısa vadeli yardım edeceğimize onların belki de eğitim ve yemek gibi ihtiyaçlarını karşılamamız gerekir. Kısaca, nakit para ile bu işi çözemeyeceğimizi bilmemiz gerekir.

Fakat buna rağmen yine bencillik konusuna dönecek olursak, her zaman için şu aşağıdaki, alıntıladığım söz geçerli oluyor… Nerede duyduğumu veya okuduğumu hatırlamıyorum bu yüzden sözün asıl sahibinden özür dileyerek paylaşıyorum;

"En özverili insanlar aslında en bencil insanlardır." Tam tersi de geçerlidir.

Bu sözü yukarıdaki örnek ile biraz açıklamam gerekirse şunu söyleyebilirim, biz bir dilenciye ne kadar uzun vadeli yardım edebileceğimizi düşünürsek aslında bir o kadar bencilce davranmış oluruz. Çünkü o dilenci de ülkedeki çarkları döndürmeye başladığında bilirim ki o bir kişi benim de yükümü azaltacak.

Şimdi o yukarıdaki paragrafa tekrar dönecek olursak, dilenciyi görüp de para vermeyen insanın bencil mi yoksa sadece cimri mi olduğu konusunu tartışmamız gerektiğini düşünüyorum.

Düşünce Kabızı veya Düşünce İshali Olmak


dusunce kabizi veya dusunce ishali olmak

Hayatın içerisindeki her varlığın, her canın öyle güzel bir düzeni ve dengesi var ki... Döngüsel anlamda her gün yaptığımız şeylerden bihaber yaşıyor olduğumuzu düşünmeden edemiyorum bazen. Mesela yemek yememiz. Yediklerimizi öğütmemiz ve sonuç olarak bir boşaltım yapma sürecimiz. Sürekli içerisinde bulunduğumuz döngülerden sadece bir tanesidir. Düşünce kabızlığı konusuna girmeden önce gelin birlikte sürekli yaptığımız, sonsuz döngü içerisinde olduğumuz bu konuyu biraz inceleyelim.

Hepimizin bildiği gibi, yaşamımızı devam ettirebilmemiz için vücudumuz enerjiye ihtiyaç duyar. Vücudumuzun bu ihtiyacını da tükettiğimiz yiyecekler sayesinde karşılarız. Tükettiğimiz her şeyi önce bir güzel öğütür sonra da gereksiz kısımlarını dışarı atarız. Bizim için gerekli olan enerji de bu sayede karşılanmış olur. Tabii burada varmak istediğim sonuç şu; tükettikten sonra, tükettiğimiz şeyi öğüttük ve sonuçta bir çıktı, bir "üretim" gerçekleştirdik. Ürettiğimiz bu şeye isterseniz dışkı deyin, isterseniz sansürleyerek(!) b*k deyin. Sonuç olarak sonsuz bir döngü içerisinde bu üretimi gerçekleştiriyoruz...

Şimdi farklı bir bakış açısıyla, yukarıdaki konuyu beynimiz üzerine yormayı deneyelim. şünce kabızı olmanın ne demek olduğunu sorgulayalım...

Her ne kadar hatırlamasak da doğduğumuz günden beri, belki de annemizin karnında belli bir olgunluğa geldiğimiz andan itibaren sürekli beynimiz veri topluyor. Durmadan yeni şeyler öğreniyoruz. Öğrenirken sürekli tüketiyoruz. Nasıl tüketiyoruz? Sürekli birinin veya birilerinin düşüncelerini beynimize yediriyoruz. Bu sayede beynimizde bir sürü veri ve bilgi birikmeye başlıyor... Mükemmel!

İşte asıl iş şimdi başlıyor. Bu veri ve bilgileri öğütüp, üretime geçmemiz gerekiyor artık! Yoksa olacaklardan hiç kimse sorumlu değil. Kendimizden başka...

Beynimizde depolamak üzere, bazen isteyerek, bazen de dikteyle(!) belki bir gün kullanırım diye aldığımız veri ve bilgiler beynimizde birikir, birikir, birikir ve düşünsel olarak kendimizi bir noktadan sonra patlayacak gibi (sıkkın) hissetmeye başlarız. Ve eğer ki üretime geçmez, sürekli tüketmeye devam edersek; "PATLADIM" deriz. Daha fazla öğrenemeyiz. Sizce de her şey çok açık değil mi?

şünsenize, yediniz, yediniz, yediniz ve bir türlü o yediklerinizi bir üretime çeviremediniz. Maazallah, cidden patlarsınız!

İşte bu yüzden tükettiğimiz bilgi, beceri ve verileri bir an önce öğütmemiz gerekiyor. Yani beynimize ilettiğimiz her türlü veri üzerine düşünmemiz gerekiyor. Ondan sonra da beynimizin gerekli şeyleri depolayıp, gereksizleri de namı diğer çöp kutusuna veya "şimdilik gereksizler" klasörüne taşımasına olanak sağlamamız gerekiyor.

Yoksa olan şu oluyor: Üretmekten yoksun kalıyoruz... Bir diğer tabirle, düşüncelerimiz beynimizin ucunda kuruyup kalıyor! Düşünce kabızı oluyoruz!

Üretmek derken neyden bahsediyorum peki?

Üretmek derken konuşmaktan da yazmaktan da bahsediyorum... Eğer bir şey hakkında bir şey tükettiyseniz (düşünsel anlamda veya fiziksel anlamda bir iş öğrenmek gibi) bu konuda bir üretim gerçekleştirmek zorundasınız. Farkındaysanız hayat bunu zorunlu kılmış. Tıpkı vücudumuzun sürekli aynı şeyi tekrarlaması gibi... Yoksa olacaklar bellidir! Bir süre sonra beyinsel anlamda kendi uydurduğum tabirle "düşünce kabızı" oluveririz... Eski veriler yolu tıkar ve eski düşüncelerimiz beynimizin ucunda kuruyuverir!

Bir de şünce ishali olmak diye bir şey var. İshal olunca da malum üretim yine istenilen durumda olamaz. Mesela bazı bilim ve iş insanlarına bakın, düşünce ishali olanları hemen anlarsınız. Kötü niyetle söylemiyorum, yanlış anlamayın... Kendi alanında o kadar başarılı, müthiş insanlar vardır ki, bazen bakarsınız kendilerini ifade edemez duruma gelirler... Çünkü fabrika o an çok hızlı üretim yapmaya başlamıştır... Bu durumda kişi düşüncelerini yavaşlatması gerekir. Bu durum için bazı iş insanı veya bilim insanlarının orman yürüyüşleri, bazılarınınsa nefes egzersizleri vs. yaptıklarını duyarız. Bence sebebi budur: Tekrar dengeye kavuşup, doğru çıktıyı, doğru üretimi gerçekleştirebilmek.

Sonuç olarak benim anladığım şu; eğer düşünce kabızıysak tükettiklerimiz üzerine düşünmeye başlamamız gerekiyor. Bir üretim sağlamamız gerekiyor. Bunun için, öğrendiklerimizi birilerine sözlü olarak veya kendimizce yazılı olarak anlatabiliriz. Maksat beynimizin işini yapmasına olanak sağlamak, yolu tıkamamak… Eğer ki düşünce ishaliysek de düşüncelerimizi sakinleştirmeye, yavaşlatmaya ihtiyacımız var. Her iki anlamda da üretimin dengede olması şartı arandığına dikkatinizi çekmek isterim.

Kısa Hikaye - Sapık Var!


Her zamanki yoldan evine doğru yürüyordu adam. Üstü başı temiz olmasına karşın biraz kirli görünümlü biriydi. Tek başına yürürken genellikle biraz hızlı yürür, rotasından da sapmazdı. O gün de evine giderken yine aynı kaldırımdan yürüyor, ne karşısından gelen insanlara ne de yanından geçen arabalara aldırmadan dosdoğru yürüyordu.

Evinin sokağına doğru yaklaştığında hemen önünde, iki blok ötedeki apartmandan çıkan bir kız ile kısadan da öte çok kısa bir an için göz göze geldiğinde umursamadı ve evine doğru her zamanki gibi yürümeye devam etti. Kız, adamın birkaç adım önündeydi, adımlarını biraz hızlandırmış ve ilerideki sokağa sapmıştı.

Adam da birkaç adım sonra aynı hala kızın peşi sıra yürümekteydi. Tam da adamın her zaman kullandığı yolu kullanarak ilerliyordu kız adamın önünde. Fakat o ana kadar önünde yürümekte olan kıza dikkat etmeyen adam bir an için kızın kendisine dönüp baktığını görünce, kızın korku dolu bakışlarıyla karşılaşmayı beklemiyordu... Aklına birkaç gün önce twitterda okuduğu o sapığın kızı nasıl takip ettiği düşüncesi geldiğinde hemen yol kenarından yürümeye koyulacaktı ki, aynı anda kız da yola doğru sapınca vazgeçti adam. Dosdoğru hızla yürüyüp, evine varmaktı tek amacı. O saatten sonra kıza bakamıyordu da artık.

Ama kız sokağın yol ayrımına geldiğinde durup arkasını dönünce istemsizce yine göz gözeydiler ve kızın eli çantasına gitmişti. Kızın da, adamın da kafasından geçenler aynıydı, eğer ki adam bir laf dahi edecek olursa kız o çantadan her ne çıkartacaksa adamın üzerine uygulamaktan çekinmeyecekti...

Adam korku ve utangaçlık karışımı bir duygu içerisinde hemen üç blok ötedeki apartmana doğru hiçbir şey söyleyemeden aynı hızda yürümeye devam etti... Apartmana girip, evine çıktığında dahi kızın arkasını dönüp de kendisine bakışındaki o korku dolu anları, kızın o bakışlarını unutacağını hiç sanmıyordu...

Kızın korku dolu gözlerinde sadece kendisini sapık zanneden bir bakış yoktu çünkü... Kızın bakışında, "o sapıkları temizlememize yardım etmiyorsunuz!" diyen bir ifade de vardı... Kendini suçlu hissetti adam. Evet belki bir sapık değildi ama o sapıklar etrafta dolaştığı sürece yolda korkuyla yürüyen her kadın için bir "sapık adayıydı." Diğer tüm erkekler gibi...

Hem kadınlar korkusuzca sokaklarda dolaşabilsin hem de erkekler sapık durumuna düşmesin diye o asıl sapıkların yargılanması için elinden geleni yapmalıydı. Yapmadığı için pişmandı...